PEYGAMBERİMİZİN VEFATI VE DEFNEDİLMESİ

Hz. Ali, Peygamberimizle hayatının son anlarına kadar gölgenin gölge sahibi ile olan beraberliği gibi beraberdi. Bu ayrılmazlık ilişkisi sürecinde Peygamberimiz ona tavsiyelerde bulunur, bilgi verir ve sırlarını onun yanına bırakırdı. Peygamberimiz son anlarında: “Bana kardeşimi çağırın!” dedi. O sırada Peygamberimiz onu bir iş için bir yere göndermişti. Peygamberimizin onun çağrılmasını istemesi üzerine başta bazı Müslümanlar hemen yanına koştular. Fakat Hz. Ali gelinceye kadar kimseyle konuşmadı. Hz. Ali geldiğinde Peygamberimiz kendisine: “Bana yaklaş!” dedi. Hz. Ali’nin kendisine yaklaşması üzerine Peygamberimiz ona dayandı. Bir süre ona dayalı kalarak kendisine bir şeyler söyledi ve arkasından kendisinde son nefesini verme belirtileri görüldü.[2] Bir süre sonra Hz. Ali’nin meşhur hutbesinden birinde belirttiği gibi, Allah’ın Resulü, onun kucağındayken vefat etti.[3]

Medine halkı, sevdiklerinin ayrılmasının üzüntüsü ile Allah Resulü’nün evinden yükselen çığlıklardan ve feryatlardan onun öldüğünü öğrendiler. Allah’ın kullarının en şereflisinin ahiret yolculuğuna çıkmış olması, kalplerin yuvalarından çıkacakmış gibi çarpmalarına yol açan bir şok etkisi meydana getirdi. Peygamberimizin vefatı, ateşin kuru otlar arasında yayılmasına benzeyen bir hızla Medine halkı arasında yarıldı. İnsanlar üzüntüden kendilerini kaybetme aşamasına girdiler. Oysa Peygamberimiz bu acı olayın daha önce zeminini hazırlamış, bizzat kendisi ölüme yakın olduğunu birkaç kez haber vermiş, ümmete vekili ve kendisinden sonraki halifesi olan Ebu Talip oğlu Ali’ye gereken itaati göstermesini vasiyet etmişti. Onun vefatı Müslümanların vicdanlarını sarsan ağır bir darbe oldu. Medine şehri, halkı ile birlikte heyecan kasırgasına tutuldu. Bu sırada Hattap oğlu Ömer’in söylediği bir söz karşısında Peygamberimizin evi önünde toplanan insanların şaşkınlığı katlanarak arttı. Ömer, herkesi kılıcı ile tehdit ederek şöyle diyordu: “Bazı münafıklar Peygamberimizin öldüğünü iddia ediyorlar. Vallahi, o ölmedi. Fakat İmrân oğlu Musa nasıl Rabbine gittiyse o da Rabbine gitti.”[4]

Gerçi Musa Peygamber’in (a.s) ölümü ile Peygamberimizin (s.a.a) vefatı arasında benzerlik yoktu; fakat Ömer’in daha sonra sergilediği tutumlar, belki de onun bu karşılaştırmada niçin ısrar ettiği sorusu üzerindeki perdeyi kaldırır. Çünkü bu sözü kesin o da duymuştu Peygamber’in kendisinden: “Ali’nin bana karşı olan konumu, Harun’un Musa’ya karşı olan konumu gibidir.”

Ardından Ebubekir ve Ömer bazı arkadaşları ile birlikte, Peygamberimizin vefatı sonrasında yerine kimin halife olacağı konusunda olağanüstü bir toplantı için hemen Saideoğulları’na ait gölgeliğe gittiler. Böyle bir toplantıya katılmaya giderlerken, Ebu Talip oğlu Ali’nin halife olarak tayin edilmiş olduğunu ve kendilerinin de ona biat ettiklerini unutmuş göründükleri gibi, ayrıca Peygamberimizin henüz soğumamış yatan ölü vücuduna saygısızlık sayılan bir davranış sergiliyorlardı.

Ebu Talip oğlu Ali ile onun ailesine gelince; onlar, Peygamberimizin cenaze hazırlığı ve toprağa verilmesi ile meşgul oldular. Hz. Ali, Peygamberimizin ölüsünü, giydiği gömleği üzerinden çıkarmadan yıkadı. Cenazeyi yıkama işinde ona Abdulmuttalip oğlu Abbas ile oğlu Fazl yardım etti. Hz. Ali, cenazeyi yıkarken: “Babam anam sana kurban olsun; sağlığında da, ölü iken de ne güzel kokuyorsun!” diyordu.[5]

Sonra Peygamberimizin mübarek naaşını bir sedirin üzerine koydular. Hz. Ali şöyle dedi: “Peygamberimiz ölü veya diri olsun imamımızdır. Bu yüzden gruplar hâlinde arka arkaya yanına girsinler ve cenaze namazını kılıp gitsinler.” Onun cenaze namazını ilk kılanlar Hz. Ali ile Haşimoğulları oldu. Sonra bunların arkasından ensar Müslümanları cenaze namazı kıldılar.[6]

Arkasından Hz. Ali, Peygamberimizin cenazesinin karşısına geçerek şunları söyledi: “Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun ey Peygamber! Allah’ım, onun kendisine indirilen ilâhî mesajı tebliğ ettiğine, ümmetine nasihat ettiğine, Allah’ın dinini üstün getirerek sözünü tamam ettirmesine kadar onun yolunda cihad ettiğine şahitlik ediyoruz. Allah’ım, bizi Allah’ın ona indirdiği mesaja uyanlardan, onun arkasından gösterdiği yolda sabit kalanlardan eyle ve bizi onunla bir araya getir!” Hz. Ali bu sözleri söylerken orada bulunanlar “amin” diyordu. Böylece onun cenaze namazını önce erkekler, sonra kadınlar ve sonra da çocuklar kıldı.[7]

Saideoğulları Gölgeliği’ne giden sahabîlerin hiçbiri Peygamberimizin defnedilmesine ve cenaze namazına katılmadı. Oysa resullerin sonuncusu olan Peygamberimiz, bütün insanlara gerçek mutluluğun yolunu göstermişti, kendilerine açıkladığı talimatlara uymaları şartı ile o mutluluğa ulaşmayı da garanti etmişti. Peygamberimizin açıklamalarına göre mutluluk yolu, biri diğerinin yerine geçmeyen iki önemli emanet olan temel kaynağa sarılmaktır. Peygamberimiz bu konuda şöyle diyor:

“Ey insanlar, ben sizin öncünüz, önden gideninizim. Sizler havuzumun başında bana geleceksiniz. Ben size iki emaneti soracağım. O iki emanet konusunda benden sonra ne yaptığınıza bakın. Çünkü lütufkâr ve her şeyden haberdar olan Allah bu iki emanetin birbirinden ayrılmayacağını bana haber verdi. Ben bunu Rabbimden istedim, o da bunu bana verdi. Haberiniz olsun ki, bu iki emaneti size bıraktım. Bunlar Allah’ın kitabı Kur’ân ile soyum olan Ehl-i Beyt’timdir. Onların önüne geçmeyin ki, ayrılığa düşersiniz. Onların gerisinde kalmayın ki, helak olursunuz. Onlara bir şeyler öğretmeye kalkışmayın ki, onlar sizden daha bilgilidirler...”[8]

Peygamberimiz için, içinde vefat ettiği odada bir mezar kazıldı. Hz. Ali onun mutahhar naaşını mezara koymak istediğinde, ensar Müslümanları duvarın arkasından şöyle söylediler: “Ey Ali, sana Allah’ı ve bugün Allah Resulü ile ilgili hakkımızın elden gitmesini hatırlatıyoruz. Bizden birini içeri al ki, o kişi Peygamberimizi toprağa verme işinde bizim temsilcimiz olsun.” Bu hatırlatma üzerine Hz. Ali: “Evs b. Hulî içeri girsin!” dedi. Bu zat, Avfoğulları’ndan erdemli ve Bedir Savaşı’na katılmış bir kişi idi.

Arkasından Hz. Ali mezara indi, Peygamberimizin yüzünü örten örtüyü kaldırdı ve yanağını toprağa yasladı ve üzerini toprakla örttü.

Ey Allah’ın Resulü! Doğduğun gün, vefat ettiğin gün ve yeniden diriltileceğin gün Allah’ın selâmı üzerine olsun!

 

[1]-Nahl, 125

[2]- Tabakat, c.2, s.263

[3]- Nehcü’l-Belâga, Hutbe: 197

[4]- el-Kâmil fi’t-Tarih, c.2, s.323; Tabakat, c.2, s.266; es-Siretu’n-Nebeviyye, c.2, s.306

[5]- es-Siretu’n-Nebeviyye, c.4, s.518

[6]- el-İrşad, c.1, s.187; A’yanu’ş-Şia, c.1, s.295

[7]- Tabakat, c.2, s.291

[8]- A’yanu’ş-Şia, c.2, s.226; Tarih-i Yakubî, c.2, s.101-102 


1- Resul-i Ekrem (s.a.a)'den şöyle nakledilmiştir:

"Siz bana altı şeyi yapma sözü verin; ben de sizin cennete girmenize kefil olayım:

1- Konuştuğunuzda yalan söylemeyin.

2- Söz verdiğinizde onu yerine getirin.

3- Size bir şey emanet edildiğinde, emanete hıyanet etmeğin.

4- Gözlerinizi (haramlara) kapayın.

5- Cinsel organlarınızı haramlardan koruyun.

6- Ellerinize ve dillerinize hakim olun (onları harama bulaşmaktan koruyun)."[1]

[1]- El-Hisal (Şeyh Saduk), C.1, S.253, El-Emali (Şeyh Saduk), 13. Meclis.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !